14 Mart 2017 Salı

O (Öğrenme) Stil Benim!

Size kötü bir haberim var. Yine bizi aşamalandıramamışlar (ne biçim kelime ya bu). Yani işte bizi ayırmışlar öğrenim şeklimize göre. "E normal bu tabiki farklı anlarız ulan" derseniz elbette öyle. Fakat bu öğrenme yollarımız, duyularımızın hangisi baskın geldiğine göre değişmekteymiş. Yani buna da öğrenme stili diyoruz... Baya baya stil diyorum, çok havalı!

Bu öğrenme stilleri de üçe ayrılıyormuş: Görsel, İşitsel ve Dokunsal.

Görsel Stil: İlk olarak bi alıntı yapam, sonra kısaca ben özet geçerim.

"Anlamak ve öğrenmek için görmeleri ve detaylara girmeden önce geneli anlamaları gerekir. Yorumlarken, algıladıklarını bütün olarak yorumlama eğilimindedirler.(1)"

Tabiki bişey anlamadınız(hadi len). Yani diyoki bu görsel öğrenenler ilk olarak bi görsel tartıyolar. Eğer aklındaki olmuyosa es geçiyorlar. Ne bu, gömlek mi bakıyor dicekseniz valla aşağı yukarı öyle. 

Peki biraz okul hayatından örnek vericek olursak -ki öyle olmalı aslında- şöyle diyim. Bunlar ders çalışcaksaklarsa ilk bi çalışma masalarını temizlerler. Yani çok düzenliler anlıcanız, gardıloplarından çantalarına kadar. Bende kendime göre düzenliyimdir aslında... Neyse, derslerde de böyle grafiğe, resme, vidyoya önem verirler. Sürekli not tutar, o gıcık renkli kalemlerle bişeylerin altını çizerler. He bide tek başlarına çalışmayı sever, düşünürken de Ay Dede'nin uyuması gibi (bknz Beşik Kertmesi) gözlerini yukarıya doğru çevirirler. 


İşitsel Stil: "İşitseller, ses ve müziğe duyarlıdırlar. Sohbet etmeyi, birileri ile çalışmayı severler. Daha çok konuşarak,tartışarak öğrenirler. Bu nedenle sınıfta son derece aktifdirler. Bir şey düşünürken kulak hizasına doğru bakarlar.(2)" 

Bu işitsel öğrenenler de hep konuşanlar işte. Okumayı falan pek sevmezler, hocadan dinledikleri şeyler akıllarında kalır. Bi de arkadaşlarını dinlerler. Hani sınav öncesinde arkadaşlarımızla sesli, müzikli çalışırız ya bazen. İşte bu öğrenme stilinde bir tür tetikleyici oluyor. Yalnız kalmayı sevmez, sürekli arkada bir ses bir müzik falan olmasını isterler. Kısacası duymayı konuşmayı severler, gördüklerini değil(eğlenceli insanlardır ya hep)


Dokunsal Stil: Bebekliklerinden itibaren sürekli hareket isterler. Dokunmayı ve dokunulmayı severler. Düşme, itme, çekme, çarpışma son derece doğal davranışlarıdır. (3)

Bu stilde işte hiperaktif insanlara hitap etmekte. Aynı zamanda kinestetik yani hareketli de denilebilir tabi. Hareketli oldukları içinde özgürlerine çok düşkün olurlar. Sadece kendileri yapmak ister, izlemekten hoşlanmaz. Mesela bi maket ya da lego oynanacaksa kesinlikle kendi başlarına ön hazırlık falan olmadan başlarlar(kendimden biliyorum, biraz). Bu sayede öğrendiklerini neredeyse kalıcı hale getirmektedirler. 

Dağınıktırlar baya ya. Sınıfta falan bi anda ayağa kalkarlar, onla bunla konuşur, ilgilenmeye başlarlar hiçbir sebep yokken. Derste istenildiği kadar görsel işitsel materyal kullanılsın, hiç bir şey ifade etmez. Yeter ki öğrenilmesi gerekeni eline alabilsin, yani dokunabilsin. 

Mesela bize derler işte, önümüze bir Türkiye siyasi haritasını koyup:"Başkent nerede" diye. Bizde gelir en fazla haritanın ucuna yakın, parmağımızla gösteririz. Aslında o parmağımız haritada şehre değdiği an öğrenebiliriz eğer dokunsal öğreniyorsak. Parmak ucu bile buna yeter. 

Şimdi bu stilleri bi özet geçelim. Burada ilk öğrenilmesi gerekilen şey, hangi öğrenme stili daha iyi ya da ben nasıl öğrenmeliyim değil. Sadece kullandığımız yolu gösteriyor. Yani devrik ve anlamsız cümlelerime tekrar bi özet geçicek olursak; yaşantı yolu bize bu yollardan birini öneriyor(ya da yürütüyo işte) 

Bana gelicek olursak eğer -ki beni şaşırtmadı- bende bir baskın çıkan öğrenme stili yok. Ciddiyim nerdeyse hepsinden eşit sayılarda var. Kendime dengesiz falan diyodum o kadar, demekki değilmişim! 

Kaynakçada 2 numaralı linkteki öğrenme stilleri testini cevaplayarak sizde nasıl bi stile(!) sahip olduğunuzu bulabilirsiniz.(sonu çok kibar oldu, beğenmedim...)





Kaynakça:

(1)http://rehberlik.beykent.k12.tr/makale/detay/OGRENME_STILLERI_OZELLIKLERI/524 

(2)http://nkal.meb.k12.tr/meb_iys_dosyalar/20/01/964247/dosyalar/2012_12/10102559_ogrenme_stilleri.pdf

(3)www.itugvo.k12.tr/ilkogretim/rehberlik_bultenler/ogrenme-stilleri.doc

8 Mart 2017 Çarşamba

İhtiyacımız Var!

İhtiyaç... Başka ne denebilir bu kelime üzerine, gayet açıklayıcı. Her gün illa ki bişeye ihtiyacımız oluyor zaten. Ama bunun tanımı nedir derseniz şöyle: "İhtiyaç, beklenen ile var olan koşullar arasındaki farktır". Valla ben bişey anlamadım bu tanımdan(her zamanki gibi). Ha bi dakka, diyelimki bende 1000 lira var. Almak istediğim telefonda 1200 lira. O zaman benim 200 liraya ihtiyacım var. Ha anladım şimdi. Ne kadar zekiyim lan.

Yalnız bu ihtiyaçları bide 6 maddeye bölmüşler. Bunlardan birincisi ise şu:

Normatif İhtiyaçlar: Bizden beklenenlerle yapabildiklerimiz arasındaki farka deniyor. Bizden bekleyenlerden kasıt ise yüce YÖK kurumu, kız istemeye gidildiğinde müstakbel babanın ev istemesi gibi örnekler verilebilir yani. En somutu sanırım şu Öğrenci Seçip Yerleştiren Sınavlar olmalı. Hani gideceğimiz üniversite bölümü bizden inanılmazlar netler, puanlar alıp gelmemizi, sonra sınıfa girince hayatında eline bi roman alıp okumamış akranlarınla tanışmak... Evet kesinlikle bir normatif ihtiyaçtır bizi kitaplardan, düşüncelerden uzaklaştıran bu sistemde.

Karşılaştırmalı İhtiyaçlar: Normatif ihtiyaçlara benzer ama nasıl desem, daha çok okuduğumuz okulun diğer okullarla karşılaştırılması gibi düşünebiliriz(sanırım). Ya ne bileyim işte, bişeyler böyle versus olacak işte. Örnek gelmiyo aklıma ama şu olabilir mesela:


Hissedilen İhtiyaçlar: Ya ne kadar zor olabilir işte; bireysel, lazım olan bir ihtiyaç türü. Mesela son model telefon almak herkesin ihtiyacıdır öyle değil mi? Lazım ya öyle telefona sahip olmak... Buna bir eş, arkadaş edinmek de sanırım dahil olabilir. Ama hissedilir bir ihtiyaç mı, onu bende bilmiyorum.

İfade Edilen İhtiyaçlar: Hissedilen ihtiyacın eyleme dönüştürülmüş hali olarak düşünülürmüş. Ya ne demek istiyor bu tanım anlamadım yine ben. Hissedilen sadece hissetmeyle mi kalıyordu o tanımda, bunun da ifade ettiği, sözle falanca dile gelen mi oluyor acaba? Ne diyim nasıl örnek veriyim anlamadımki...

Önceden Tahmin Edilen ya da Geleceğe İlişkin İhtiyaçlar: Bak işte, bu konuda bizim ülkeden iyisi yok valla. Eğitim sistemimizi sürekli gelişen teknolojiyle(!) geliştiriyor, buna bağlı olarak da kusursuz eğitim müfredatımızı şekillendiriyoruz (hem de çok şekilli oluyor ya)

Mesela: Fatih Projesi, 4+ lı eğitim sistemimiz, İmam Hatip ortaokullarımız, Arapça ve Din Kültürü ağırlıklı Geleceğe Dönük İhtiyaçlarımız... Ne diyebilirim ki, bunlar bizim en temel ihtiyaçlarımız, lütfen arkadaşlar!

Acil İhtiyaçlar: Ülkemiz olarak yaşadığımız depremler ve bu durumda uyguladığımız arama kurtarma çalışmalarımız acil ihtiyaçlarımızdan oluşmaktadır. Tabi sadece deprem değil; sel, heyelan gibi doğal afetler de bunlara örnek gösterilebilir. Bu ihtiyaçlar, yani yaşanan durumlar oldukça hassas olduğu için benim diyebileceğim tek şey, malesef hiçbir söz söyleyememek olucaktır. Boş yere dua etmeyi bırakalı çok oldu.


Evet, benim ihtiyaç ve ihtiyaç örneklerini açıklamam bu kadar... Daha ne kadarına ihtiyacımız var peki, hiç bunu sorduk mu kendimize? (İlla bir baba söz yazıp bitiricem ha(ki öyle bile değil, yani))