27 Ekim 2015 Salı

Dikkat ve Algı (mı?) - 27.10.2015


 Bu iki kelime bizim için ne ifade ediyordu? Hepimiz aslında birbirine benzer örnekler verdi. Ben ise hala ortama adapte olmaya çalıştığım için henüz söz almıyorum. Hele de onlardan farklı bir şey söyleyeceksem. Çünkü benim için dikkat ya da algı tamamen çevre ile alakalı. Düşünün çevrenizdeki herkes mutluluk içinde yaşıyor. Sonra birden bir cinayete şahit oluyorsunuz. Ama siz insanların düne kadar mutlu olduğunu biliyorsunuz. Bir anda tüm dikkatiniz başka bir yöne kayar işte. İşte bizim dikkatimiz bu. Tamamen “an yaşama” üzerine kuruluyuz. Çevremiz nasıl hissederse ne olmasını isterse biz de o yönde değişiyoruz. İnsan olmanın bir suçu mu yoksa bir lütfu mu işte düşündürücü olan kısmı bu…

 Bundan yaklaşık 60 yıl önce Vietnam’ da savaş başladığında Amerika kendini bir şekilde ve her zaman olduğu gibi nasıl masum olabilirim diye düşündü. Sonunda bir fikir buldular ve Vietnam yerlisine, kökü “terror” den “terrorist” yani korku salan anlamına gelen bir kelime icat ettiler. Onlar terörist dediler her saldırdıkları ülkeye, millete. Artık aradan o kadar zaman geçmişti ki insanlar terörist lafını duyar duymaz herkes bundan daha kötüsü olamaz deyip panik içinde kalmaya zorlanır olmuşlardı.

 Algı işte tam burada ve yine insanların manipülesinden ve 21. Yüzyıl medyası sayesinde iyice beyin yıkama üzerine kurulu bir sistem olmaya başladı. Tabi ki bizim bundan hiç haberimiz olmadan.

 Hocam bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz deyip listeden isimler okudu. Benim ismimi de okudu ve ben biraz utangaç halimle “Savaş” örneğini verdim. Ama bu örneği anlatamayacağımı da biliyordum. Fakat en azından yazarak bunu anlatmayı deniycem. Savaş diğer kavramlar gibi yenilik sunmaz. Sevgi yeniden tanımlanabilir. Aile, eğitim, evlilik ve daha birçok kavram… İnsanlar farklı fikirlerini söylerler her dönem. Ama savaş her zaman aynıdır. Kime sorsanız aynı cevabı verir. Kısaca size “SON” derler. Savaş değişmez, asla değişmez. Algıdan kastım buydu. Tabii sonra benden başka bir örnek istendi ve bende okuma yazma ile ilgili saçma sapan bir örnek verdim. Artık nasıl aklıma geldiyse…

21 Ekim 2015 Çarşamba

Yerdeki Yıldızlar Film Raporu - 20.10.2015


   Film Ishaan adında disleksi sorunu olan yani okuma yazma güçlüğü çeken sekiz yaşındaki çocuğun nasıl eğitilmesi ve daha önemlisi nasıl ilgilenilmesi üzerine kurgulanmıştır.

   Ishaan oldukça hayalperest ama bir o kadar da yaramaz bir çocuktur. Kendisinden büyük kardeşi ise tam tersine çalışkan ve terbiyelidir. Ailesi her ikisine de aynı ilgiyi göstermekte fakat çocukların ihtiyacı olan türden değildir.  Çünkü Ishaan diğer çocuklar gibi sadece yaramaz değil, kendi yaşıtlarının çoğundan farklı görsel bir zekâya sahiptir. Çok iyi resim yapmakta fakat ailesi fark edebilmiş değildir. Ailesi, Ishaan’ ın okuldaki başarısızlıklarına ve yaramazlığına dayanamayıp yatılı bir okula yerleştirmeyi karar kırarlar.

  Fakat bu Ishaan için iyiden çok daha büyük bir zarara neden olur. Öğretmenleri sözde disiplinlerini ve geniş öğretim bilgileri yüzünden çocuğu beceriksiz olarak kanıtsayıp, daha fazla uslanmaz ve içine kapanık biri olmaya zorlamışlardır. Ta ki okullarına geçici resim öğretmeni atanana kadar…

  İsmi Ram Shankar olan bu öğretmen aynı zamanda engelli okulunda da öğretmenlik yapmakta ve çocukları çok sevmektedir. Onlara nasıl yaklaşılması, öğretilmesi ve ilgilenilmesi bilen biri olmakla beraber aynı zamanda Ishaan gibi bir çocukluk geçirmiştir. Çocuğu keşfetmesi uzun sürmez ve O’nun hemen ailesine ve okul müdürüne durumu izah eder. Kendisinin çocuğu eğitmesine izin verilir ve artık Ishaan yazmaya adım adım Ram Shankar öğretmeni sayesinde başlar.

  Okul, yaz tatili öncesi Ram Shankar öğretmenin isteğiyle bir resim yarışması düzenler. Bu şekilde Ishaan’ ın ne kadar yetenekli olduğunu tüm okul görecektir. Planladığı gibi olur ve ödül olarak Ishaan’ ın resmi okulun yıllık albümü kapağı seçilir. Bu başarısı öğretmenlerinin kendileri hakkında ne kadar yanlış öğretim anlayışlarına sahip olduklarını fark ettirir. Ailesi ise ilginin sadece yeme içirme giydirme değil, sevginin ve çocuğu gerçekten anlaması gerektiğini Ram Shankar öğretmen sayesinde anlamış olurlar.

  Çocukları anladığımızı zannederiz. Yaramaz - uslu, çalışkan - tembel diye onları hep basitçe ikiye ayırırız. Peki onlar kendilerini öyle mi ayırıyor sizce? Onların tek istediği ben kimim sorusuna cevap bulmak, tıpkı bu dünyadaki her canlı gibi... 


  Bir çocuk bir umut demektir. Eğer bu umudu kırarsak gelecek içinde bir umut olmaz.

15 Ekim 2015 Perşembe

İlk Dersim - 13.10.2015

   Tamam dürüst olucam bu öğretmen işi bana göre değil. Ama bu ders beni biraz etkiledi. Unutmadan söyliyim ben Kerem, İzmir'den DGS ile geldim ve bu benim ilk dersim.

    Okumaya başladığımızdan beri öğrenciliğimiz devam ediyor fakat gerçekten öğreniyor muyuz? Bizde doğruyu öğretiyorlar mı? Gerçekten öğretmenler dürüstler mi?

   Derste bunun gibi konular işleniyor. Nasıl öğretebiliriz, öğrenebiliriz? Bu haftadaki derste ise öğrenmedeki değişim işlendi. Öğreten hep öğretmendi fakat ne yaparsak yapalım öğrenci asıl merkez olduğu söylendi(ya da ben öyle anladım). Öğrenen öğrendikleri sonunda ceza ya da ödül, ona göre kendisinde davranış değişikliği gözlendiği anlatıldı.

   Ben ise bu davranış değişikliğinin tamamiyle öğretmenle alakalı olduğunu düşünüyorum. Eğer öğrenciye Tanrı yoktur bile dese öğrenci bunu öyle kabul eder ve gerçekliği artık öyle olur. Tabi bu o anki yaşına da bağlı olsa da öğretmen kasıtlı öğretmeden çok zoraki yönü her zaman daha ağırdır.